A+ R A-

Vatandaş... Karındaş

e-Posta Yazdır PDF
Öncelikle Hatay-Reyhanlı’daki saldırıda Hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralı olanlara acil şifalar, Reyhanlı ve ümmete geçmiş olsun diliyorum..
Evet, bir kanlı saldırının daha ardından çok söz söylendi, çok kelam lafa karışıp laflardan bir laf oldu. Ancak, güneş gibi bir hakikatin gerçekliğiyle dolu bir mana yok edilmeye ve gizlenmeye çalışılıyor gibi… Söylemek istediklerimde bunu yapanların özel bir gayreti olduğunu düşünmüyorum çünkü unutulmuş bir değerden ve hakikatten bahsediyorum.. Daha düne kadar her mücadeleyi birlikte verdiğimiz yurttaş değil,soydaş değil,vatandaş hiç değil,kardeşlerimizle bizi bu denli kine iten neydi?
Ne bizi bu hale getirdi?
Ve hangi kimseler bizlere ayrı ayrı kulağımıza ne fısıldadı?
Şöyle bir çevirelim yüzlerimizi kardeşliğimizin dünyaya misal olduğu günlere. Muhacirlere kucak açmış Medine’li günlere..
Ensar’ın kardeşliğine gidelim..
Aynı anadan, aynı babadan olma kardeşliği bırakıp İslam’ın kardeşliğine koşanların hicretini hatırlayalım…
Geleceklerini heyecanla, aşkla, büyük bir hazla ve bütün hazırlıkları “Onların gelişi”ne zamanlayan Ensar’ı hatırlayalım..
Kol kola girdikleri günden az bir zaman sonra yine kol kola Mekke’ye girişlerini hatırlayalım… Hatırlayalım, kimseye kılıç çekecek fırsatı dahi vermeyecek o heybetli yürüyüşlerini?
Bilal’i hatırlayalım göğsünde semaya kaldırdığı taşın zalimlerin kafasına o semadan nasıl düştüğünü ve yine o zalimlerin o taşların altında nasıl kaldıklarını…
Kardeşlikte bereket vardır…
Kardeşlikte güç vardır…
Kardeşlik sevgiyi gerektirir…
Kardeşlik sadakat ister…
Bugün yargılıyorsunuz, bugün küfrediyorsunuz, “bu ülke” diye başlıyorsunuz sözlerinize, “bu ülke…”
Hangi ülke?
Şu sınırları mayınlarla çevrili olan, şu tel örgülü topraklar mı?
Neresi orası?
Diyar-ı Şam değil mi?
Diyar-ı Bağdat değil mi?
Kim ayırdı bizleri ve sizler bunu nasıl hazmediyorsunuz?
Kim ekti bu kin tohumlarını yüreklerimize?
Cevabı basit, bir kaç Siyonist..!
İnandık… Her elden tuttuk, her söze kandık, her sevgiyi “aşk” zannedip gerçek “aşk” ı bil(e)medik…
İslam’ın karnından aldığımız karındaşlığı, etrafı çizgili küçük ölçekli haritalara teslim ettik… Bile bile meğer biz kendimize neler ettik?
Hata ettik, günah ettik…
Bugün bombalar patlıyor coğrafyamın üzerinde veya dünyanın herhangi bir yerinde…
Nerde olduğunun ne önemi var?
Parçalanan bedenlerin her birinin adı Muhammed, Hüseyin, Ömer değil mi? Bunu yapanların adı Ahmed, Hasan, Osman değil mi?
Vuran ben, vurulan ben…
Şimdi her gün aşura… değil mi?
Şimdi her yer Kerbela… değil mi..?
Tarihin ansiklopedilerle detay bulduğu günler ve o günlerin beyleri… lafım size…
Bu senaryodan hatırlayacağınız bir şeyler olsun. Öyle TV’lerde bir elinizde kalem, önünüzde not kağıtlarınız…
Ne bildin, ne konuşuyorsun ey Profesör?
Sen ey, karışık sakallı entel demokrat! hadi defol, üzerine sifonu çekmeden…
Ve sen güya akil… Sana diyorum evet… “kardeşlik” ne demek bilir misin? Ve yollara çıktığın günden beri kaç defa “hicret”i düşündün?
Ve sen meclis kürsüsünde bir şeyleri ifade etmek isteyen bordo kravatlı!
Al şu anti-depresanı ve önünde kürsüde duran sudan bir yudum çek!
Bir şey söyleyeceğim çünkü… Evet Siyonizm seni de kullanıyor…
Suçmuş kimin umurunda?
Günahı bilmeyenin yanında…
Evet söylüyorum,
“Sizin sınır dediğiniz çizgileri tanımıyorum çünkü bu ümmet içerisinde kardeşliğin hala var olduğunu biliyor ve inanıyorum..
Sn. Arınç…
Sn. Bülent Arınç geçen günlerde katıldığı bir üniversite programında,öğrencilerle söyleşide:
-Bulunduğum siyasi partiler bir bir kapatıldı, kendimi zor kurtardım…
diye buyurmuşlar…
1.AKP saflarına katılmadan önce içerisinde bulunduğu bir parti vardı. Hani ismi değişen içeriği hep aynı olan!
2.”Kendimi zor kurtardım” demiş, yani kurtarmış! O hareket içerisinde “kendini kurtarma çabasında” olanlar yokken böyle bir ifade gerçekten şaşırtıcı…
NOT:
“Sn Arınç, size bu yazıyı 10.000 metre yükseklikten yazıyorum. Evet, yukarısı çok güzel, bulutlara değmek vs… Her şey burada ayaklarınızın altında… Ancak uçağın olası bir düşme tehlikesine karşın hiçbir güvenceniz yok… her şey olabildiğine güzel olsa da Ne Yazık Ki Ayaklarınız Yere Değmiyor!

Sign in

*
*
*
*
*

* Field is required